Bilgi-Yorum

Umut Can Yıldız'ın Kişisel Blogu

Evrim 50 Maddede Cahilliğin Çöküşü(1-10)

Posted by yorumsanal Temmuz 6, 2009

Gerçekten bilimin temel taşlarından biri olan evrimi yalanlama ve karalama çalışmaları sağcı kesim tarafından hem ülkemizde hem de ülke dışında bolca yapılmakta. Öncelikle belirtmeliyimki evrim Tanrı inanacına ve ya yaratılış inancına kesinlikle aykırı değildir belkide varsa yaratılışı başka yönden açıklamaktadır. Üç büyük dine aykırıdır, orası başka. İnternette evrime bakarken harunyahya.com’da “50 MADDEDE EVRİM TEORİSİNİN ÇÖKÜŞÜ” başlıklı bir yazı gördüm ve okudukça cahillikleri gördükçe hem güldüm hem hüzünlendim. Sonuçta bu yazıyı yazmayı ve elli maddeyi onar onar aktarabildiğim kadar cevaplarıyla aktarmaya karar verdim. Öncelikle evrime karşı çıkılırken evrimin ispatı olduğu sanılan ve sonra yanlışlığı gösterilen bir çok spesifik örnek verilmiş. Yanlışlarım olabilir bildiklerimi ve düşündüklerimi yazıyorum kusurlarım olursa affola.

Alıntı yaparken izin almadım internette anonim olarak yayınlamakta.Tüm alıntılar http://www.harunyahya.org/evrim/50_maddede_evrim/ dizinindeki dosyalardandır. Maddelerin hepsini almayacağım.

1 – Evrim Teorisi, Tesadüfleri Yaratıcı Bir İlah Olarak Görür

Evrim teorisinin iddiasına göre, fosfor, karbon gibi bilinçsiz, akılsız, yeteneksiz, bilgisiz ve cansız atomlar tesadüfler sonucunda biraraya gelmişler, yıldırımlar, volkanlar, ultraviyole ışınları, radyasyon gibi doğal olaylar sonucunda kendilerini kusursuzca organize ederek proteinleri, hücreleri, balıkları, kedileri, tavşanları, aslanları, kuşları, insanları ve tüm canlılığı meydana getirmişlerdir.

Tesadüfleri yaratıcı bir ilah kabul eden evrim teorisinin temel iddiası budur. Böyle bir iddiaya inanmak ise akla, mantığa ve bilime karşıdır.

Tesadüf tabii ki etkilidir ancak burada abartıldığı kadar değil. Öncelikle bunları düşünebilecek kadar zeki olarak evrilmeseydik, şu anda bunları düşünüyor olamazdık. Bunun dışında evrende dünya gibi yaşamaya uygun milyonlarca gezegen olduğu tahmin edilmektedir. Bununda ötesinde evrim kuramı canlıların birden ortaya çıktığını iddaa etmez tam tersine zamanla iyi özelliklerin eklenmesi sonucu üreme şansının artmasına dayanır. Bu başlangıçta yararlı aminoasitlerin proteine bağlanamsı olabileceği gibi ileri aşamada nükleik asit üzerinde meydana gelen mutasyonlardan yararlıları olabilir.

2 – Doğal Seleksiyon Canlılardaki Karmaşık Yapıların Nasıl Meydana Geldiğini Açıklayamaz

 

Evrim teorisi, yaşadıkları ortama en iyi uyum sağlayan canlıların daha çok yaşama ve çoğalma imkanı bulduklarını ve bu şekilde faydalı özelliklerini sonraki nesillere aktarabildiklerini, türlerin bu “mekanizma”yla evrimleştiğini iddia etmektedir.

Oysa doğal seleksiyon olarak bilinen söz konusu mekanizma, canlıları evrimleştirmez, onlara yeni özellikler kazandıramaz. Sadece bir canlı türüne ait özellikleri güçlendirebilir.

Örneğin bir bölgede yaşayan tavşanlardan hızlı koşanlar hayatta kalır, diğerleri ise ölürler. Birkaç nesil sonra bu bölgedeki tavşanlar daha hızlı koşan bireylerden oluşur. Ancak, hiçbir zaman bu tavşanlar başka bir canlı türüne (örneğin tazılara veya tilkilere) evrimleşmezler.

Üreme hücrelerinde meydana gelen mutasyonlar, mayoz bölünme sırasındaki crossing-overlar ve eşeyli üreme zamanla gen havuzunu genişletir ve özellikler kerte kerte çok uzun bir zamanda gelişirler. Biz bunu gelişkin canlılarda gözlemleyemeyiz çünkü gelişmiş canlılarda bu milyonlarca yıl sürebilir. Ama bakterilerdeki değişim günler içinde olabilir.

3. maddede evrimin bir kanıtı verilmiştir koyu renkli ağaçta yaşayan güvelerin populasyon frekansındaki değişim gerçektende evrim değilmiş gibi geliyor. Evrimle ilgili okuduğum 9 kitaptan sadece eski bir tanesinde birkaç paragraf olarak verilmiş o da Ketlewell’den alıntı olarak. Ayrıntısını bilmiyorum.

4 – Deprem, Bir Şehri Nasıl Geliştiremezse, Mutasyonlar da Canlıları Geliştiremezler

Mutasyonlar, insan vücuduna dair tüm bilgilerin şifreli olduğu DNA üzerindeki rastlantısal değişikliklerdir. Mutasyonlara radyasyon, kimyasallar gibi etkenler neden olur. Evrimciler, mutasyonların canlıları evrimleştirdiğini öne sürerler. Oysa mutasyonlar canlılara daima zarar verirler, onları geliştirmezler, onlara yeni özellikler (örneğin kanat, akciğer gibi organlar) kazandıramazlar. Onları ya öldürür ya da sakat bırakırlar. Mutasyonların bir canlıyı geliştirdiğini, ona yeni özellikler kazandırdığını iddia etmek, bir depremin bir şehri daha gelişmiş ve modern bir hale getirdiğini, veya bir bilgisayara çekiçle vurulduğunda bir üst modelinin ortaya çıkacağını iddia etmeye benzer. Nitekim gözlemlenmiş hiçbir mutasyonun genetik bilgiyi artırdığı görülmemiştir.

Mutasyon daima zarar vermez.Ayrıca sadece radyasyon ve zararlı kimyasallar nedeniyle olmaz canlı hücrenin bölünme sırasındaki herhangi bir biyokimyasal hatadan kaynaklanır yani bütün canlılar mutasyona uğrar.Mutant canlıların çoğu canlı için tamamen etkisizdir veya gerçekten yıkıcıdır ;ve bir sonraki nesilin üreme şansını azaltır ancak arada bir yararlı olanları ortaya çıkarki bu da evrimi sağlar.Mutasyon sadece zarar görme, yokolma işlemi değil bazen DNA zincirinin bir kısmının kopyalanması dışardan parça girmesi gibi olaylardır. Bu apaçık bir cahillik delilidir. Biraz daha ayrıntı isteyenler http://www.evrimteorisi.org/?p=89 adresine bakabilirler.

5 – Hayat Hayattan Gelir

Ortaçağ’dan beri inanılan “spontane jenerasyon” adlı yanlış bir teori, cansız maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canlı bir varlık oluşturabileceklerini öngörüyordu. 18. yüzyıla dek, böceklerin yemek artıklarından, farelerin de buğdaydan oluştuğu yaygın bir düşünceydi. Darwin’in Türlerin Kökeni adlı kitabını yazdığı 19. yüzyılda ise, bakterilerin cansız maddeden oluşabildikleri inancı, bilim dünyasında yaygın bir kabul görüyordu.

Oysa Darwin’in kitabının yayınlanmasından beş yıl sonra, ünlü Fransız biyolog Louis Pasteur, evrime temel oluşturan bu inancı kesin olarak çürüttü. Pasteur yaptığı uzun çalışma ve deneyler sonucunda vardığı sonucu şöyle özetlemişti: “Cansız maddelerin hayat oluşturabileceği iddiası artık kesin olarak tarihe gömülmüştür.”

Bu gerçek, yeryüzünde yaşamın kendiliğinden oluşmadığını, ancak mucizevi bir yaratılışla başladığını da bir kez daha göstermiş oluyordu.

Abiyogenez teorisi gerçektende yanlıştır çünkü karmaşık canlılarında cansız varlıklardan meydana gelebileceğini savunur ancak ilkel canlıları oluşturan ilk canlımsı yapılar inorganik maddelerden meydana gelebilir.  Ayrıca aminoasitler kendiliğin oluşabilmektedir ve son yıllardaki çalışmalar canlıyı %50′ye varan oranda labaratuvarda üretmiştir.  Ki doğanın çok daha fazla zamanı olduğu açıktır.

6 – Ara Geçiş Canlılarına Fosil Kayıtlarında Rastlanmamıştır

Evrim teorisi, bir türün bir başka türe dönüşmesinin ilkelden (basitten) karmaşığa doğru, yavaş ve aşamalı olduğunu iddia eder. Bu iddiaya göre, bu dönüşüm sırasında “ara geçiş formu” adı verilen ucube canlıların yaşamış olması gerekir. Örneğin, balık özelliklerini hala taşımasına rağmen, bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı balık yarı sürüngenler, yarı maymun yarı insanlar, yarı sürüngen yarı kuş canlılar yaşamış olmalıdır geçmişte. Eğer gerçekten bu tür canlılar yaşamışlarsa, bunların kalıntılarına da fosil kayıtlarında rastlanması gerekir. Oysa, yıllardır büyük bir hırsla aranan bu ara geçiş formlarından eser yoktur.

Canlıların yalnızca %0.1 ‘i fosilleşebilmekte ve fosilleşen calıların ise %95‘i denizde yaşayan canlılardır.Bu kadar düşük bir olasılık içinde geçiş canlıları bulunması zordur ancak yinede fosiller bulunmuştur ama bütün geçişler için bulunması çok zordur.Ancak şimdiye kadar birçok geçiş formu tespit edilmiş bazılarının yanlış olduğu belirlenmesine rağmen çoğu geçiş formudur. Şimdiye kadar yaşadığı dsüşünülen 30 milyar yaratık arasından 250bininin fosilleri bulanabilmiştir.

7 – Canlı Grupları Yeryüzünde Aniden ve Aynı Anda Ortaya Çıkmıştır

Bugün bilinen temel canlı kategorilerinin tamamına yakını, 530-520 milyon yıl önce, “Kambriyen Devri” adı verilen jeolojik devirde aynı anda ve aniden ortaya çıkmıştır.

Kesinlikle yanlış bilgidir 43 milyon yıllık uzun bir dönemin sonunda karmaşık canlılar ortaya çıkmaya başlamıştır ve evrimleşen çoğu canlının yokolduğuna dair fosil kanıtları vardır.Bunun bu devirden önce olmamasının sebebi ise Dünya şartlarının belirli düzeye gelmemesi ve o zamana kadar çok hücreliliği artırıcı rekabetlerin yokluğudur.

8 – Canlı Türleri Yüz Milyonlarca Yıl Boyunca Hiçbir Değişikliğe Uğramamaktadırlar

Eğer gerçekten bir evrim yaşanmış olsaydı, canlıların yeryüzünde küçük kademeli değişimlerle ortaya çıkmaları ve zaman içinde de değişmeye devam etmeleri gerekirdi. Oysa fosil kayıtları bunun tam aksini gösterir. Farklı canlı sınıflamaları, kendilerine benzeyen ataları olmadan aniden ortaya çıkmışlar ve yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişim geçirmeden durağan bir biçimde kalmışlardır.

Canlılardan aynı türde kalıp evrimi az miktarda geçirmiş olanlar olabilir çünkü canlılar kompleksleştikçe evrim zorlaşır ancak devam eder. Fosil kanıtları sadece benzer yapıda olduklarını gösterir. Bir şempanze yavrusu fosili ile insan yavrusu fosilide birbirine çok benzeyebilir ama bu aynı oldukları anlamına gelmez. Zaten çoğu fosilin DNA’sına ulaşılamaktadır ulaşalabilenlerinde çok azına ulaşılmaktadır.

9 – Evrimcileri Hayal Kırıklığına Uğratan Balık: Cœlecanth


Cœlacanth

Evrimciler 400 miyon yıllık fosilleri bulunan Cœlacanth sınıfına dahil olan balıkları, balıklar ve amfibiyenler arasında çok güçlü bir ara form delili olarak gösteriyorlardı. Bu canlının yetmiş milyon yıl önce soyu tükenmiş bir tür olduğu zannedildiği için, evrimciler fosili üzerinde her türlü spekülasyonu yapmışlardı. Ancak 22 Aralık 1938′de Hint Okyanusu açıklarında bir Cœlacanth canlı olarak bulundu. İlerleyen yıllarda başka bölgelerde de 200′den fazla Cœlacanth yakalandı.

Bu balıkların yakalanmasıyla beraber, bu canlılar üzerinde yapılan spekülasyonların temelsizliği de anlaşılmış oldu. Cœlacanth, evrimcilerin iddialarının aksine karaya çıkmak üzere olan yarı balık yarı amfibiyen özellikleri gösteren bir canlı değildi. Hatta 180 m. derinliğin üzerine hemen hiç çıkmayan bir dip balığı idi. Dahası, yaşayan Cœlacanthlar ile 400 milyon yıllık fosil örnekleri arasında hiçbir fark yoktu. Canlı, hiçbir “evrim” geçirmemişti.

Az öncede belirttiğim gibi değişmeden korunan türler olabilir bunlar tamamen şanslı olanlardır. Doğanın rastgele bir seçkisidir. Ayrıca geçiş türünün kanıtıdır.

10 – Kuş Kanatları Tesadüflerin Eseri Değildir

Evrimciler kuşların sürüngenlerden evrimleştiğini ileri sürerler, ancak bu imkansızdır. Sadece kuş kanatları bile bunu kanıtlamaya yeter. İddia edildiği gibi bir evrim olması için, bir sürüngenin ön ayaklarının, genlerinde meydana gelen mutasyonlar sonucunda kusursuz kanatlara dönüşmüş olması gereklidir ki, bu mümkün değildir. Herşeyden önce bu teorik canlı yarım kanatla uçamayacaktır. Bir yandan da ön ayaklarından mahrum kalmış olacaktır. Bu ise canlının sakat olmasına ve evrim teorisine göre elenmesine neden olacaktır. Ayrıca, uçuş için kanatların tüm detaylarının kusursuzca oluşması gerekir. Kanatların; kuşun göğüs çıkıntısına sağlam bir biçimde tutturulmuş olması gerekmektedir. Kuşu havaya kaldırmaya, havadaki dengesini ve her yöne hareketini sağlamaya elverişli bir yapıda olması, kanat ve kuyruk tüylerinin hafif, esnek ve birbiriyle orantılı olması, kısaca uçuşa imkan veren mükemmel bir aerodinamik düzende işlemesi şarttır. Kanatların bu kusursuz yapısının nasıl olup da birbirini izleyen rastlantısal mutasyonlar sonucu meydana gelmiş olabileceği sorusu tümüyle cevapsızdır.

Kuş kanatları zamanla evrimleşmiştir örneğin bir tavuğu düşünün uçamayacak şekilde geri evrimleştir ancak bir kaç kanat çırpış biraz havada durmak bazen yeterli olabilmektedir. Aynı şekilde kanat benzeri kısmi havalanmayı sağlayan uzuvlarda gayet işgörür ve zamanla gelişir.Geçiş türlerininde fosilleri bulunmuştur.Archaeopteryx, Microraptor, Epidexipteryx ve yeni bulunan Limusaurus inextricabilis bazı fosil örnekleridir.Benzer kompleks organlar içinde örnekler verilmektedir.Mesla göz örneğinde hiç göz olmamasındansa ışığın olup olmadığını bilmek dahi faydalıdır üreme şansını artırır. Ayrıca şu adrese bakabilirsiniz : http://www.taklaciguvercin.com/makale3.htm

Yazı kategorisi: Bilim ve Bilgi, Denemeler | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

Öss ve YGS-LYS Yerine Alternatif Sistem

Posted by yorumsanal Haziran 29, 2009

test

Günümüzde yüzbinlerce üniversite adayı dershanelere gitmekte ve birbirlarini geçip istedikleri okulda okuyabilmek için yarışmaktadırlar. Bu da çok büyük bir sektör oluştumuş ve bu sektörde çok büyük paralar dönmektedir. Özel öğretmen, butik dershane gibi oluşumlarda var. Peki bu ne kadar doğru? Belirli bir üniversiteye alınacak adayın Türkiye sıralamasına göre alınması ve bu sınavın bütün lise konularını içeren genel bir sınav yapılmasının yanlış olduğu gayet açıktır. Çünkü elektronik mühendisliğine de, gıda mühendisliğine de,  tıppa da aynı sıralamaya göre öğrenci alınmaktadır.

Öss sisteminin yanlış olduğu anlaşıldı ve kalktı mı?Yoksa sadece eski sistemin bir benzeri adları değiştirlmiş şekilde mi geldi? Yerine gelecek olan YGS(Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı) ve LYS(Lisans Yerleştirme Sınavı) neler getirecek? YGS iki aşamalı sınav zamanındaki birinci aşama sınavı olarak görülebilir, anladığım kadarı ile pek bir farkı yok.LYS’de ise Edebiyat-Sosyal, Sosyal Bilimler-2, Mat-2 ve Fen-2 testleri yine varolacak. Bunlar ayrı ayrı sınavlar şeklinde soru sayısı artmış biçimde uygulanacak. Ancak örenğin bir MF(Sayısal) öğrencisi için tıp seçicekse biyoloji, mühendislik seçecekse fizik puanın ağırlıklı olması gibi bir durum sözkonusu ki bu benim önereceğim sisteme biraz daha yakın.

Bana göre YGS sınavında bir sorun yok böyle bir sınav yapılmalıdır, bu seçenekleri azaltarak üniversitelerin seçimini kolaylaştıracaktır. Çünkü önereceğim sistemde her öğrenci girmek istediği üniversiteye bireysel başvuru yapacak, üniversiteler kendi seviyelerine göre LYS sınavı benzeri sınav yapıcak sonra her üniversitenin kendi bölümleri ayrı sınavlar yaparak kendi bölümlerine uygun olan öğrencileri alıcak.

Kısaca her meslek kendi için gereken yetenek ve bilgilere bigi öğrenci alsın bunun için kendi sınavını yapsın. Benim söylediklerim sadece benim düşüncelerimdir bunun Türkiye için iyi olup olmadığını bilmiyorum. Ama çıkacak karmaşayı düşenebiliyorum herkesin sınavdan sınava koşmasından başka, sınavlara yapılan itirazlarda olacaktır.Ama ne olursa olsun bu sistemin yanlış olduğu ortada ve alternatif aramak, eleştirmek her zaman faydalı.

Yazı kategorisi: Denemeler, Güncel, Genel | Etiketler: , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

WolframAlpha

Posted by yorumsanal Haziran 29, 2009

090406wolfram_menu--123875849368967100

Mathemetica yazılımının geliştiricisi olan wolfram araştırma şirketinin yeni çıkardığı arama motorunun adresi. Bu arama motoru metematiksel işlemlerden, grafiklerden ve özel dizi,serilerden tutunda kimyasal maddelerin yapıları, özellikleri ve karşılaştırmasına kadar hatta herhangi bir tarihteki hava durumuna kadar herşeyi gösterebiliyor.

wolframalpha-mathematica

Örneğin “morphine vs heroin” yazdığım zaman morfinin ve eroinin yanyana kimyasal yapıları, mol kütleleri, cas numarası gibi özellikler çıktı. Sizde bakarsanız kimyasal yapıları ne kadarda benziyor. Zaten eroin morfinin kimyasal işleme tutulmasıyla elde edilmiştir ve zamanında Roche ilaç firması morfin bağımlılığına karşı ilaç olarak üretmiştir.Tabii sonra eroinin 5 kat fazla bağımlı edici olduğu anlaşılmıştır.Neyse boşverin.

wolframalpha_ftr

Ya da “earthquakes near istanbul” yazdığımda -ki başka şehirler içinde yazabilirsiniz istanbul yakınlarında olmuş depremler gösterilmektedir harita üzerinde yerleri ve saatine kadar tarihi ile.

Daha burada yazmaya üşendiğim birçok fonksiyonu var ama özellikle matematik konusunda çok iyi her türlü fonksiyon bünyesinde var mutlaka girin, siz de bakın.

http://www.wolframalpha.com/

Yazı kategorisi: Bilgisayar ve Teklonoji, Matematik & Geometri, Programlama ve Algoritmalar | Etiketler: , , , , , , , , , | » yorum bırak;

Edilgen Zevkler – Cehennemi nasıl yarattık? – Parça 2

Posted by yorumsanal Haziran 26, 2009

Parça 1′de paranın zevk kaynağı olması ve paraya tapanlardan biraz bahsetmiştim. Bu kişilerin şanslı veya görece zeki olanları bizi yönetenlerdir. Dev şirketleri vardır. Herkes onları sever, onlara güvenir, onların kendilerine zarar vereceğini düşünenler çıkar ve onlar susturulur. Bu büyük şirketler radyo, televizyon, telefon,  internet gibi iletişim tekniklerini artması, yaygınlaşması ve ucuzlamasından sonra çeşitli edilgen zevklerin gelişmesini desteklemiş ve bunu medya aracılığı ile doğal bir durummuş gibi sunmuşlardır.

Belki bunlar sadece benim komplolarımdır ama edilgen zevklerin gelişmesi kesinlikle doğrudur.Nedir bu edilgen zevkler.

  • Sinema(Filmler)
  • Televizyon ve Radyo
  • İnternet(Burda yazınca biraz garip oldu ama nesnel olmak gerekiyor.)
  • Sayısal Oyunlar(Bilgisayarlar ve oyun konsolları)
  • Popüler Müzik
  • Popüler Dergi

Bunları kullananlar kendilerini kontrol ettiklerini istemedikleri zaman filmi interneti bırakabileceklerini düşünürler. Bağımlılığında temelinde bu vardır. Alkolik(2. aşamada olmayan) bir kişide rahatlıkla istediğinde bırakabileceğini söyler.

Mekanizmasinap2

Peki nasıl çalışır bunlar örneğin aksiyon veya korku filmi izleyen birini düşünün, izlerken heyecanlanmakta beyninin salınımını yoğunlaştırdığı norotransmitter maddelerle zevk almaktadır. Özellikle dopamin, seraronin gibi maddeler zevk verici; histamin, endorfin gibi maddeler eşik düzeyinin üstündeki salınımlarda uyuşukluk vericidir. Korku ise özellikle limbik bölgenin uyarılması sonucu orataya çıkar. Bunlar iyidir ancak bir süre sonra vucut bu fazla salınımı engellemek ister geri alım mekanizması yavaşlar geri alınmayan madde salgılanamaz. Algaç(reseptör) bölgede ise duyarlılık azalmaya başlar çünkü madde fazladır. Sonuç olarak zamanla uyarılma miktarı düşer. Örneğin; lunaparkta kamikazeye binen bir insan ilk binişinde en büyük heyecanını duyar aynı alete bindikçe zevk azalır çünkü aynı tür uyranlar aynı sinir ağı üzerinden geçerler ve zamanla bu sinapslar yaklaşı ve dediğim olaylar gerçekleşir.Sonuçta olay sıradanlaşır. Daha fazla zevk için daha korkutucu ve heyecanlı aygıtlar gerekir. Bir bakarsınız köprülerden paraşütle atlıyor. Bu bağımlılıktır, çok bilinen adıyla adrenalin bağımlılığı. Bunun gibi tüm zevk vericiler aynı etkiyi yaratır, tabii derecesi farklı olarak . Ama benim tepkim rafting yapılmasına veya tırmanıcılığa değildir. Bunlarda yorulursunuz endorfin salgılanır, kaslar gevşer. Ancak korku filmi izleyen kişinin sadece gözleri yorulur sabah akşam film izleyebilir. Göbeği yağ bağlar, kas ve dolaşım sistemi zayıflar. Her filimde daha fazla zevk alamak için daha korkunç olanlarını seçer. İğrenç denebilecek seviyede kanlı, yaratıklı filmleri sizce kim izliyor?

Zamanla hayat sıkıcı gelmeye başlar filmlerde gördükleri fantastik dünyanın hayalini kurarlar gerçek dünyadan koparlar ve zamanla zevk alamaz hale gelirler. Ucuzlayan teknoloji ve açgözlüler sayesinde bu sistem dahada büyür eline geçirebileceği kadar geçirmek ister. Televizyon satar, daha yenisini çıkartır bidaha satar kaydadeğer bir teknolojik gelişme olmazsa şeklini değiştirir reklamını yapar. Görsel medyaları sayalım birde:

  • Sinema Filmleri
  • Televizyon Filmleri
  • Televizyon Şovları
  • Televizyon Dizileri
  • Magazin
  • Porno

İşin özü edilgen medyadan olabildiğince uzak durmak ve köle olmaya karşı çıkmaktır.Yoksa bunalım, depresyon ve hayattan zevk alamama kaçınılmazdır.depression2

Parça üçte devam edeceğiz.

Yazı kategorisi: Denemeler | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

Sonuçsallık

Posted by yorumsanal Haziran 25, 2009

Herşey tekillik ile başladı(Büyük Patlama- Big Bang) ve tekilliğe gitmekte(Büyük Çöküş)Biz ise bu tekilliğin arasında 4.boyut olan zamanda hareket halindeyiz. Biz zamanda gittiğimiz yere gelecek, geldiğimiz yere geçmiş diyoruz.Bize göre bir neden sonucu oluşturur. Bana göre tek bir durumun, tek bir sonucu vardır.Sonucunda tek bir nedeni vardır.

Neden <==> Sonuç

Yere belirli hızla fırlatılan her cisim dağa küçük parçalara ayrılarak dağılır.

gibi bilimsel görünen(Formüllü ifadelerde olabilir.) bir yorum getirebilirim ve dünyanın heryerinde bardağını yere fırlatan bilim adamları bunu gözlemyebilir.  :) Ancak tabii ki bu tüm düşen cisimler için geçerli olmayacaktır.

Quantum Fiziği

Quantum mekaniği bana göre bilgimizin sınırlılığını(yetersizliğini) ve bütün değişkenleri hesaplayamamızın sonucu olarak fiziksel gerçek ve ya sonuçları belirli olasılık limitleri dahilinde hesaplayabilmemizdir.Fizikçilerin sadece mevcut problerini çözmek için deney sonuçlarına göre oluşturulmuştur. Bir bilimsel çalışmanın önce bilim temelleri olamalı kuram(hipotez) ortaya atıldıktan sonra tahminde bulunarak deney yapılmalıdır ama kuantum fiziği tersten giderek önce deneyeleri yapmış sonra kuramı oluşturmuştur.Burada elbette kuantumun işe yaramdağını söylemiyorum zaten kuantum olmasaydı şu anda bu yazıyı yazıyor olamazdım çünkü kuantum sayesinde yarıiletkenler(semi kondüktör) keşfedilmiş tanımlanmış ve mikroçipler üretilmiştir.

Örnek olarak bir zarın havaya atıldığında sizce 6 gelme olsılığı altıda bir midir? Hayır kesinlikle değildir. Zar atılmadan önce bile çok büyük ihtimalle 1/6 değil idi. Eğer başlangıç koşulları tam olarak verilirse zarın son durumu kesinliklle hesaplanabilir. Gezegenlerin yıllar sonraki konumlarının hesaplanabilmesi gibi ya da bir astroidin dünyaya çarpıp çarmayacağının hesaplanması. Zarın ilk hızı, konumu, şekli , üzerindeki kusurlar; havanın akışı, rüzgarı, sütünmesi, kaldırma kuvveti, nemliliği; yükseklik, yerin sürtünme katsayısı, yerdeki pürüzler ve daha bir çok şey hesaplanırsa zarın son durumu 1 olasılıkla hesaplanabilecektir.

Aynı şekilde mutasyonlar, krossing-over, rastgele eş seçimi(eşeyli üreme), evrim gibi biyolojik olaylarda kesinlikle ilk koşullara bağlıdır ve tek bir sonucu vardır.Fizikteki tüm yollar kuramı, belirsizlik kuramı doğayı değil bilimi incelediği için bilim değil ancak bilim felsefesi olabilir.Ya da biz bir elektronun hızını ve konumunu aynı anda hesaplayamıyoruz diye ‘hızı ve konumu belli değil’ değildir.

Sonuç; olasılıklar ve tahminler bizim bilgi, düşünce, hesap ve nesnellik yönlerinden eksikliğimizi gösterir.Bende bu yazıda bunu bolca kullandığımı farkettim: ‘İnanıyorum’, ‘Düşünüyorum’, ‘Bana göre’, ‘Büyük olasılıkla’… gibi laflarla.

Kaos Teoremi

Quantum için yazdıklarımı tekrar etmeyeceğim aynıları hava durumu ya da kelebeğin kanat çırpışı için de geçerlidir.

Sonuçsallık

Herşeyi düzenlersek şu ortaya çıkar büyük patlamanın ilk saniyesinde şu ana kadar yaşadığınız ve yaşayacağınız herşey belirlenmiştir.(Popüler tabir ile ‘dönüşü olmayan yol’) Benim bu blogu açmam, bu yazıyı yazmam ve sizin bunları okumanız belki okumayıp sıkıntıdan hızlı hızlı geçmeniz- ki okuduğunuza göre geçmemişsiniz zamanın başlangıcında belirlenmiş şeylerdir. Geniş düşünürsek tekillikten çıkılmış diğer tekilliğe doğru yol alınmaya başlanmıştır. Zamanı masa örtüsünün desenine benzetebilirisiniz eğer aynı yönde masa örtüsünü takip ederseniz aynı olaylarla karşılaşırsınız ve bu desenler önceden bellidir.Sonuç olarak eğer bir sonuç oluşacaksa onu sağlayan nedenin varolmuş olaması gerekir.

Nedensellik: Bu yazıyı yazıyorum bu nedenle bitecek.

Sonuçsallık: Burada yazılmış bir yazı var-adı üzerinde birisi bunu yazmış.

Gibi çok basit şekilde açıklayabiliriz.Karmaşık birşey olduğunuda düşünmüyorum.Bir neden tek bir sonuç oluşturduğu gibi bir sonuçta tek bir nedenle oluşmuştur.Aynı sonuca giden birden çok neden yoktur. İnsan kolaylıkla aynı nedenin aynı sonuca gideceğini algılayabilir ama nedense aynı sonuçlarında aynı nedenler gerektirdiğini söyleyince biraz duraksar.Bu zamanın akış yönü ile ilgilidir.Kısacası bir sonucun tek bir neden tarafından oluşturulmasına sonuçsallık diyorum.

Bu arada bu tamamen benim düşüncemdir. Kehaneti savunmak gibi bir amacım yoktur :)

Yazı kategorisi: Denemeler | Etiketler: , , , , , , , , , , | 1 Yorum »

Nörotransmitter Maddeler ve Yaratdığımız Cehennem(Parça 1)

Posted by yorumsanal Haziran 25, 2009

İnsan yada herhangi başka bir canlının temel varoluş amacı kendine benzer canlılar oluşturmak yani üremektir. Bunun sebebi ise günümüze kadar üreyen canlıların nesillerini devam ettirmesidir. Üremeyen canlılar ise nesillerini devam ettirememiş  ve içinde üreme ile ilgili nükleik asit bulunmayan canlılar yok olmuşlardır. Evrimin temelinde de bu vardır. Her ne ise asıl yaratılma amacı üremedir.(Buradaki yaratılma ana canlıdan yavru canlının yaratılmasıdır.Tanrısal bir yaratım değil.)Peki canlı(çok hücreli) nasıl hayatta kalır ve neler yapması gerekir?

  • Canlılar beslenir.(Kendi üretir yada üretilmiş olanı alır.)
  • Canlılar solunum yapar.(Besinleri yıkarak veya başka yolla ATP üretirler ve bunu yıkarak enerjiyi biyolojik olarak kullanırlar)
  • Canlı boşaltım yapar.(Solunum ile oluşan artıklar olan CO2,  H2O, NH3 vb. dışarı atar.)
  • Büyür ve gelişir.
  • Hareket eder.(Yer değiştirme(Taksi) veya bitkiler gibi yönelme(tropizma) yapatlar)
  • Tepki verir.(Dışardan gelen uyarılara yanıt verir.)
  • Canlılar çoğalır.

Bunlar canlı olmanın temel şartları iken evrimsel olarak omurgalılarda başlayan ve memelilerde ise en yoğun olarak görülen durum ise bu temel biyolojik fonksiyonların ödüllendirme yoluyla desteklenmesidir. Bilinç kazanmış canlılarda görülen bu durum canlılığın devamlılığını artıran ve kompleksleşen yapıyı ayakta tutmaya yarayan bir yapıdır. İnsanda bu frontal lobun hemen altında bulunan başta amigdala olmak üzere yapılardan oluşur. Diğer primatlarda bedensel işlevler gelişirken  insanda zihinsel faliyetler gelişmiş ve ödüllendirme sisttemi çok büyük yer tutmaya başlamıştır. Şimdi vucudumuzca ödüllendirilen temel olgulara bakalı:

  • Belenme yani yemek yeme .(Solunum için temel oluşturması etkilidir.)
  • Boşaltım ve dışkılama.(Vucuttan doğal olarak yapılan her türlü atım rahatlama yapar ki buna en iyi örnek gözyaşıdır. Gözyaşı atımı insandaki stres hormonunu baskılar.)
  • Avlanma, korunma, sosyalleşme.(Temel sosyal faliyetlerden avlanma ve korunmanın birlikte yapılmasının teşviki anlaşılması kolay bir işbirliği iken; sosyalleşme ve ihtiyaç yokken dahi arkadaşlık, sevgi, saygı gibi olaylar amacından sapmış destekleyici evrimsel ögelerdir. Sosyalleşmenin kötü olduğunu söylemiyorum sonuçta bende insanım.)
  • Üreme.(En çok teşvik edilendir çünkü insanların gelişimiş aletleri ile birbirlerini eş kavgasında daha kolay öldürebileceklerinden sekse dayalı tek eşli olma gelişmiştir. Duygusal bağlarda bunun yan ürünüdür.)
  • Hareket etmek.(Temelde adrenalinin seviyesindeki azalmaya bağlı rahatlama yani hareket sonrası ve yoğun çalışan kaslarda endorfin (endomorfin) salgılanması.)
  • Daha sonra bu temellerden evrilmiş ama temelleri ile hiçbir mantıksal bağı almayan zevk vericiler vardır ki konumuz değil.

Sonuçta yaptığımız herşey ya zevk veriyordur yada sonunda zevk alacağımızı biliyoruzdur.İnsanların saçma sapan işler yapmasına sebeb olabilen şeyde budur.(İntehar bombacılarının sahte cennetleride buna örnektir.) Bu zevk vericiler bizi hayatta tutmak için evrilmişlerdir -ama modern hayat bunuda engellemeye başlamıştır. Kısaca insan dolaylı düşünebilir ve bu zevklere ulaşmak için çok dolaylı işler yapabilir.

Örneğin yamek yapan bir insan(Aşçılarda dahil) neden yemek yapar. Kendine yapan için fazla bir dolayalama yok kendi yiyecek ve bundan zevk alacaktır.(Yaban hayattaki avlanma gibi)Peki, aşçı para kazanacaktır parası ile evine dönerken yiyecek alacaktır evinde pişirip yiyecektir.İşte bu insan beynini gelişmişliği sonucundaki faydalı sayılabilecek yararlardan birisidir. Yoksa kendi yemek pişirmeyen tembel yada vakti olmayanlara kim yemek pişirecekti.İnsanlara yardım etmek ve onları doyurmakta bir zevk verecektir.Yardım örgütleride sosyalleşme ve yardım etmenin zevki üzerine kurulmuştur.Sosyal prestij gibi anlamsız sonuçları hiç saymıyorum.

Dolayalama arttıkça seçenekler çoğalıyor ve insanın karmaşık beyni daha çok değişken içermeye başlıyor.Bir insana sana en çok ne zevk verir diye? ‘Sevgilimin gülümsemesi’ gibi spesfik bir yeri işaret edeceği kesine yakındır.Kimsenin kalkıpta tuvalete gitmek ve ya seks yapmak diyeceğini açıkçası-çok dürüst değilse zannetmiyorum.

  • Para çok önemlidir.Çünkü insanın biyerde verdiği emeşin işin karşılığıdır ve bu emeği istediği yerde istediği gibi kullanmak üzere taşımasını sağlar. Para sayesinde yiyebilir, içebilir, haret edebilir, boşaltım yapabilir, seks yapabilir gibi.Bu da yemek pişirmek gibi dolaylıdır. Ve çoğu insan irdelemeden zevki paranın verdiğine kolaylıkla inanabilir çünkü bu zevklere götüren o değil midir? Parayı sever hatta tapar ve onun için herşeyi yapmaya başlar. Emek karşılığı değil her türlü paraya ulaşmaya çalışır diğerlerinin emeğini çalaralar işte buda yolundan sapmış sosyal bir evrimdir.
  • Araştırmak, gezmek, merak etmek ilkel düzeyde avlanmanın temlleri olduğu için; bilişsel düzeyde alet geliştirerek diğer tüm faliyetleri desteklediği için evrimleşmiş dürtülerdir.
  • İnsanlar güneş zevk verdiği için (genel olarak seratonin, gözler yoğun ışıkla uyarıldığı için daha fazla salgılanır.) onu sever  ve zamanında ona tapmışlardır. Hayatın olmazsa olmazı olduğunu bildiklerinden değil sadece evrimsel olarak.

‘Hani nerede cehennem? Herşey çok güzel gidiyor. ‘ diyebilrsiniz bu sadece giriş bölümüydü ikinci ve üçüncü parçada bu yapıların neden cehennem oluşturduklarını zevksel doyumsuzluğu, sapıklıkları ve daha fazlasını anlatmayı umuyorum.

Yazı kategorisi: Denemeler | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

Herkese Merhaba!

Posted by yorumsanal Haziran 24, 2009

Yaz tatili geldi ve liseyi yeni bitirmiş bir üniversite adayı olarak bolca vaktim var bu bol vaktimin bir kısmınıda buraya yazarak geçirirsem kimse okumasa ve ya yorum yapmasa dahi bundan zevk alacağımı umuyorum.

Yazı kategorisi: Güncel | » yorum bırak;

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.