Gerçekten bilimin temel taşlarından biri olan evrimi yalanlama ve karalama çalışmaları sağcı kesim tarafından hem ülkemizde hem de ülke dışında bolca yapılmakta. Öncelikle belirtmeliyimki evrim Tanrı inanacına ve ya yaratılış inancına kesinlikle aykırı değildir belkide varsa yaratılışı başka yönden açıklamaktadır. Üç büyük dine aykırıdır, orası başka. İnternette evrime bakarken harunyahya.com’da “50 MADDEDE EVRİM TEORİSİNİN ÇÖKÜŞÜ” başlıklı bir yazı gördüm ve okudukça cahillikleri gördükçe hem güldüm hem hüzünlendim. Sonuçta bu yazıyı yazmayı ve elli maddeyi onar onar aktarabildiğim kadar cevaplarıyla aktarmaya karar verdim. Öncelikle evrime karşı çıkılırken evrimin ispatı olduğu sanılan ve sonra yanlışlığı gösterilen bir çok spesifik örnek verilmiş. Yanlışlarım olabilir bildiklerimi ve düşündüklerimi yazıyorum kusurlarım olursa affola.
Alıntı yaparken izin almadım internette anonim olarak yayınlamakta.Tüm alıntılar http://www.harunyahya.org/evrim/50_maddede_evrim/ dizinindeki dosyalardandır. Maddelerin hepsini almayacağım.
1 – Evrim Teorisi, Tesadüfleri Yaratıcı Bir İlah Olarak Görür
Evrim teorisinin iddiasına göre, fosfor, karbon gibi bilinçsiz, akılsız, yeteneksiz, bilgisiz ve cansız atomlar tesadüfler sonucunda biraraya gelmişler, yıldırımlar, volkanlar, ultraviyole ışınları, radyasyon gibi doğal olaylar sonucunda kendilerini kusursuzca organize ederek proteinleri, hücreleri, balıkları, kedileri, tavşanları, aslanları, kuşları, insanları ve tüm canlılığı meydana getirmişlerdir.
Tesadüfleri yaratıcı bir ilah kabul eden evrim teorisinin temel iddiası budur. Böyle bir iddiaya inanmak ise akla, mantığa ve bilime karşıdır.
Tesadüf tabii ki etkilidir ancak burada abartıldığı kadar değil. Öncelikle bunları düşünebilecek kadar zeki olarak evrilmeseydik, şu anda bunları düşünüyor olamazdık. Bunun dışında evrende dünya gibi yaşamaya uygun milyonlarca gezegen olduğu tahmin edilmektedir. Bununda ötesinde evrim kuramı canlıların birden ortaya çıktığını iddaa etmez tam tersine zamanla iyi özelliklerin eklenmesi sonucu üreme şansının artmasına dayanır. Bu başlangıçta yararlı aminoasitlerin proteine bağlanamsı olabileceği gibi ileri aşamada nükleik asit üzerinde meydana gelen mutasyonlardan yararlıları olabilir.
2 – Doğal Seleksiyon Canlılardaki Karmaşık Yapıların Nasıl Meydana Geldiğini Açıklayamaz
Evrim teorisi, yaşadıkları ortama en iyi uyum sağlayan canlıların daha çok yaşama ve çoğalma imkanı bulduklarını ve bu şekilde faydalı özelliklerini sonraki nesillere aktarabildiklerini,
türlerin bu “mekanizma”yla evrimleştiğini iddia etmektedir.
Oysa doğal seleksiyon olarak bilinen söz konusu mekanizma, canlıları evrimleştirmez, onlara yeni özellikler kazandıramaz. Sadece bir canlı türüne ait özellikleri güçlendirebilir.
Örneğin bir bölgede yaşayan tavşanlardan hızlı koşanlar hayatta kalır, diğerleri ise ölürler. Birkaç nesil sonra bu bölgedeki tavşanlar daha hızlı koşan bireylerden oluşur. Ancak, hiçbir zaman bu tavşanlar başka bir canlı türüne (örneğin tazılara veya tilkilere) evrimleşmezler.
Üreme hücrelerinde meydana gelen mutasyonlar, mayoz bölünme sırasındaki crossing-overlar ve eşeyli üreme zamanla gen havuzunu genişletir ve özellikler kerte kerte çok uzun bir zamanda gelişirler. Biz bunu gelişkin canlılarda gözlemleyemeyiz çünkü gelişmiş canlılarda bu milyonlarca yıl sürebilir. Ama bakterilerdeki değişim günler içinde olabilir.
3. maddede evrimin bir kanıtı verilmiştir koyu renkli ağaçta yaşayan güvelerin populasyon frekansındaki değişim gerçektende evrim değilmiş gibi geliyor. Evrimle ilgili okuduğum 9 kitaptan sadece eski bir tanesinde birkaç paragraf olarak verilmiş o da Ketlewell’den alıntı olarak. Ayrıntısını bilmiyorum.
4 – Deprem, Bir Şehri Nasıl Geliştiremezse, Mutasyonlar da Canlıları Geliştiremezler
Mutasyonlar, insan vücuduna dair tüm bilgilerin şifreli olduğu DNA üzerindeki rastlantısal değişikliklerdir. Mutasyonlara radyasyon, kimyasallar gibi etkenler neden olur. Evrimciler, mutasyonların canlıları evrimleştirdiğini öne sürerler. Oysa mutasyonlar canlılara daima zarar verirler, onları geliştirmezler, onlara yeni özellikler (örneğin kanat, akciğer gibi organlar) kazandıramazlar. Onları ya öldürür ya da sakat bırakırlar. Mutasyonların bir canlıyı geliştirdiğini, ona yeni özellikler kazandırdığını iddia etmek, bir depremin bir şehri daha gelişmiş ve modern bir hale getirdiğini, veya bir bilgisayara çekiçle vurulduğunda bir üst modelinin ortaya çıkacağını iddia etmeye benzer. Nitekim gözlemlenmiş hiçbir mutasyonun genetik bilgiyi artırdığı görülmemiştir.
Mutasyon daima zarar vermez.Ayrıca sadece radyasyon ve zararlı kimyasallar nedeniyle olmaz canlı hücrenin bölünme sırasındaki herhangi bir biyokimyasal hatadan kaynaklanır yani bütün canlılar mutasyona uğrar.Mutant canlıların çoğu canlı için tamamen etkisizdir veya gerçekten yıkıcıdır ;ve bir sonraki nesilin üreme şansını azaltır ancak arada bir yararlı olanları ortaya çıkarki bu da evrimi sağlar.Mutasyon sadece zarar görme, yokolma işlemi değil bazen DNA zincirinin bir kısmının kopyalanması dışardan parça girmesi gibi olaylardır. Bu apaçık bir cahillik delilidir. Biraz daha ayrıntı isteyenler http://www.evrimteorisi.org/?p=89 adresine bakabilirler.
5 – Hayat Hayattan Gelir
Ortaçağ’dan beri inanılan “spontane jenerasyon” adlı yanlış bir teori, cansız maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canlı bir varlık oluşturabileceklerini öngörüyordu. 18. yüzyıla dek, böceklerin yemek artıklarından, farelerin de buğdaydan oluştuğu yaygın bir düşünceydi. Darwin’in Türlerin Kökeni adlı kitabını yazdığı 19. yüzyılda ise, bakterilerin cansız maddeden oluşabildikleri inancı, bilim dünyasında yaygın bir kabul görüyordu.
Oysa Darwin’in kitabının yayınlanmasından beş yıl sonra, ünlü Fransız biyolog Louis Pasteur, evrime temel oluşturan bu inancı kesin olarak çürüttü. Pasteur yaptığı uzun çalışma ve deneyler sonucunda vardığı sonucu şöyle özetlemişti: “Cansız maddelerin hayat oluşturabileceği iddiası artık kesin olarak tarihe gömülmüştür.”
Bu gerçek, yeryüzünde yaşamın kendiliğinden oluşmadığını, ancak mucizevi bir yaratılışla başladığını da bir kez daha göstermiş oluyordu.
Abiyogenez teorisi gerçektende yanlıştır çünkü karmaşık canlılarında cansız varlıklardan meydana gelebileceğini savunur ancak ilkel canlıları oluşturan ilk canlımsı yapılar inorganik maddelerden meydana gelebilir. Ayrıca aminoasitler kendiliğin oluşabilmektedir ve son yıllardaki çalışmalar canlıyı %50′ye varan oranda labaratuvarda üretmiştir. Ki doğanın çok daha fazla zamanı olduğu açıktır.
6 – Ara Geçiş Canlılarına Fosil Kayıtlarında Rastlanmamıştır
Evrim teorisi, bir türün bir başka türe dönüşmesinin ilkelden (basitten) karmaşığa doğru, yavaş ve aşamalı olduğunu iddia eder. Bu iddiaya göre, bu dönüşüm sırasında “ara geçiş formu” adı verilen ucube canlıların yaşamış olması gerekir. Örneğin, balık özelliklerini hala taşımasına rağmen, bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı balık yarı sürüngenler, yarı maymun yarı insanlar, yarı sürüngen yarı kuş canlılar yaşamış olmalıdır geçmişte. Eğer gerçekten bu tür canlılar yaşamışlarsa, bunların kalıntılarına da fosil kayıtlarında rastlanması gerekir. Oysa, yıllardır büyük bir hırsla aranan bu ara geçiş formlarından eser yoktur.
Canlıların yalnızca %0.1 ‘i fosilleşebilmekte ve fosilleşen calıların ise %95‘i denizde yaşayan canlılardır.Bu kadar düşük bir olasılık içinde geçiş canlıları bulunması zordur ancak yinede fosiller bulunmuştur ama bütün geçişler için bulunması çok zordur.Ancak şimdiye kadar birçok geçiş formu tespit edilmiş bazılarının yanlış olduğu belirlenmesine rağmen çoğu geçiş formudur. Şimdiye kadar yaşadığı dsüşünülen 30 milyar yaratık arasından 250bininin fosilleri bulanabilmiştir.
7 – Canlı Grupları Yeryüzünde Aniden ve Aynı Anda Ortaya Çıkmıştır
Bugün bilinen temel canlı kategorilerinin tamamına yakını, 530-520 milyon yıl önce, “Kambriyen Devri” adı verilen jeolojik devirde aynı anda ve aniden ortaya çıkmıştır.
Kesinlikle yanlış bilgidir 43 milyon yıllık uzun bir dönemin sonunda karmaşık canlılar ortaya çıkmaya başlamıştır ve evrimleşen çoğu canlının yokolduğuna dair fosil kanıtları vardır.Bunun bu devirden önce olmamasının sebebi ise Dünya şartlarının belirli düzeye gelmemesi ve o zamana kadar çok hücreliliği artırıcı rekabetlerin yokluğudur.
8 – Canlı Türleri Yüz Milyonlarca Yıl Boyunca Hiçbir Değişikliğe Uğramamaktadırlar
Eğer gerçekten bir evrim yaşanmış olsaydı, canlıların yeryüzünde küçük kademeli değişimlerle ortaya çıkmaları ve zaman içinde de değişmeye devam etmeleri gerekirdi. Oysa fosil kayıtları bunun tam aksini gösterir. Farklı canlı sınıflamaları, kendilerine benzeyen ataları olmadan aniden ortaya çıkmışlar ve yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişim geçirmeden durağan bir biçimde kalmışlardır.
Canlılardan aynı türde kalıp evrimi az miktarda geçirmiş olanlar olabilir çünkü canlılar kompleksleştikçe evrim zorlaşır ancak devam eder. Fosil kanıtları sadece benzer yapıda olduklarını gösterir. Bir şempanze yavrusu fosili ile insan yavrusu fosilide birbirine çok benzeyebilir ama bu aynı oldukları anlamına gelmez. Zaten çoğu fosilin DNA’sına ulaşılamaktadır ulaşalabilenlerinde çok azına ulaşılmaktadır.
9 – Evrimcileri Hayal Kırıklığına Uğratan Balık: Cœlecanth
CœlacanthEvrimciler 400 miyon yıllık fosilleri bulunan Cœlacanth sınıfına dahil olan balıkları, balıklar ve amfibiyenler arasında çok güçlü bir ara form delili olarak gösteriyorlardı. Bu canlının yetmiş milyon yıl önce soyu tükenmiş bir tür olduğu zannedildiği için, evrimciler fosili üzerinde her türlü spekülasyonu yapmışlardı. Ancak 22 Aralık 1938′de Hint Okyanusu açıklarında bir Cœlacanth canlı olarak bulundu. İlerleyen yıllarda başka bölgelerde de 200′den fazla Cœlacanth yakalandı.
Bu balıkların yakalanmasıyla beraber, bu canlılar üzerinde yapılan spekülasyonların temelsizliği de anlaşılmış oldu. Cœlacanth, evrimcilerin iddialarının aksine karaya çıkmak üzere olan yarı balık yarı amfibiyen özellikleri gösteren bir canlı değildi. Hatta 180 m. derinliğin üzerine hemen hiç çıkmayan bir dip balığı idi. Dahası, yaşayan Cœlacanthlar ile 400 milyon yıllık fosil örnekleri arasında hiçbir fark yoktu. Canlı, hiçbir “evrim” geçirmemişti.
Az öncede belirttiğim gibi değişmeden korunan türler olabilir bunlar tamamen şanslı olanlardır. Doğanın rastgele bir seçkisidir. Ayrıca geçiş türünün kanıtıdır.
10 – Kuş Kanatları Tesadüflerin Eseri Değildir
Evrimciler kuşların sürüngenlerden evrimleştiğini ileri sürerler, ancak bu imkansızdır. Sadece kuş kanatları bile bunu kanıtlamaya yeter. İddia edildiği gibi bir evrim olması için, bir sürüngenin ön ayaklarının, genlerinde meydana gelen mutasyonlar sonucunda kusursuz kanatlara dönüşmüş olması gereklidir ki, bu mümkün değildir. Herşeyden önce bu teorik canlı yarım kanatla uçamayacaktır. Bir yandan da ön ayaklarından mahrum kalmış olacaktır. Bu ise canlının sakat olmasına ve evrim teorisine göre elenmesine neden olacaktır. Ayrıca, uçuş için kanatların tüm detaylarının kusursuzca oluşması gerekir. Kanatların; kuşun göğüs çıkıntısına sağlam bir biçimde tutturulmuş olması gerekmektedir. Kuşu havaya kaldırmaya, havadaki dengesini ve her yöne hareketini sağlamaya elverişli bir yapıda olması, kanat ve kuyruk tüylerinin hafif, esnek ve birbiriyle orantılı olması, kısaca uçuşa imkan veren mükemmel bir aerodinamik düzende işlemesi şarttır. Kanatların bu kusursuz yapısının nasıl olup da birbirini izleyen rastlantısal mutasyonlar sonucu meydana gelmiş olabileceği sorusu tümüyle cevapsızdır.
Kuş kanatları zamanla evrimleşmiştir örneğin bir tavuğu düşünün uçamayacak şekilde geri evrimleştir ancak bir kaç kanat çırpış biraz havada durmak bazen yeterli olabilmektedir. Aynı şekilde kanat benzeri kısmi havalanmayı sağlayan uzuvlarda gayet işgörür ve zamanla gelişir.Geçiş türlerininde fosilleri bulunmuştur.Archaeopteryx, Microraptor, Epidexipteryx ve yeni bulunan Limusaurus inextricabilis bazı fosil örnekleridir.Benzer kompleks organlar içinde örnekler verilmektedir.Mesla göz örneğinde hiç göz olmamasındansa ışığın olup olmadığını bilmek dahi faydalıdır üreme şansını artırır. Ayrıca şu adrese bakabilirsiniz : http://www.taklaciguvercin.com/makale3.htm







